17 NİSAN 2020
cuma İSTANBUL
Küçük bir odada yerde yatıyorum, neresi olduğunu bilmiyorum, saçlarım omuz hizasında ve kırlaşmış. Üzerimde mavi
üzerine küçük beyaz çiçek desenleri olan
bir elbise var.
Büyük bir şefkatle yerde yatan bedenime bakıyorum, ona çok yabancıyım fakat hissettiğim minnet duygusu çok fazla.
" Taşıyıcım
buymuş " diye geçiriyorum içimden, fakat geri döneceğimi bilerek odadan çıktığımda, yıllar evvel ölmüş olan dayım, hemen ileride beni bekliyor. "Ben buradayım, ona sahip
çıkarım kızım" diyor.
Kendimi bir anda topraklık bir alanda yüzükoyun
yerde yatarken buluyorum. Başımı kaldırdığımda, uzaklarda devasa büyük kuşlar olduğunu görüyorum. Şimdilerde akıllı telefonlarımızın ekranlarını iki elimizle
açtığımızda görüntüler nasıl yaklaşıyorsa, gözlerimi biraz kıstığımda uzaktaki görüntüler yaklaşmaya başlıyor.
…Aman
tanrım bunlar dinazorlar zamanında yaşayan kuşlar değil mi, ayağa kalkıp yürümeye başlıyorum, anlıyorum ki kuşlar zararsız, saldırmıyorlar.
Elimde, nereye, kime, ne zaman teslim edeceğimi bilmediğim
bir emanet var, tek bildiğim onu teslim etmem gerektiği. İlerledikçe bana
yol gösterenler çıkıyor karşıma ve emanetimi ulaştırıyorum. O anda bir bilgi ifşa ediliyor.
" Boyutlar arasına müdahele edilmemeli". Şimdi hatırlayamadığım bu
kuralın bir sayısı bile var, yani başka kurallar da var anlaşılan…
O sırada
bedenim geliyor aklıma.
"Dönmeliyim".
Zamansızlık ağır basıyor "nasılsa gömmüşlerdir" diyorum.
Katmanlar arasında dolaşmak
daha cazip geliyor bana.
Uyandım...yatağımdayım... gözlerimi açmak istemiyorum çünkü
başım aşırı derecede dönüyor, o sırada
rüyamı uzun süre düşünüyorum. Biliyorum ki gözlerimi açtığım anda, yarısı uçup gidecek hafızamdan, bu yüzden hemen yazıyorum
.
Fantastik rüyamın
etkisi geçtiğinde oturduğum yerden kalkıyorum.
Evlerimizde olduğumuz süre
içerisinde güzelim İstanbul, bize
güneşi 5 ya da 6 gün gösterdi, bu konuda çok bencil buldum kendisini, teessüf ederim. Kalan günlerde ise soğuk, sağanak yağış ve fırtınalar bizimle birlikteydi.
İstanbul yapmıştı yapacağını. Biz onu, onun bizi düşündüğü kadar
düşünmesek de, içine etsek de, hava
şartlarıyla evlerimizden dışarıya çıkmamızı
özendirmemiş, adeta bir ana şefkatiyle evlerde kalmamızı kolaylaştırmıştı…
Şu an
kahkahalarla yazdığım paragrafa gülüyorum. Bir aydan fazladır evde yalnız kalmanın yan etkileri bunlar bence. Belli bir zaman sonra şehriniz, havanız, duvarlarınız eşyalarınız kimlik
kazanıyor karşınızda, yoldaşınız oluyor. Trajikomik bir durum doğrusu ama
bunu tercih eden ve seçen benim, şikayet yok Serenad.