5 Mayıs 2020 Salı

10 MART 2020 salı

10   MART 2020  pazartesi         İSTANBUL

Bugün daha sakin bir gün ve önceliğimin kendimde olmasını istiyorum. Şu soruyu sorarken yakalıyorum kendimi ”Ne zamandır  ruhumun isteklerini duymazdan geliyor ve onu umursamıyorum”

Çok fazla  düşündüğümü fark ediyorum, bu kadar düşündüğüme göre, epey  zaman olmuş bes belli.
Sırt ağrım yetmezmiş gibi, bir de üstüne şu rahatsız edici, kaynağının nereden geldiğini bilemediğim ama bana verdiği acının derecesini çok iyi bildiğim, tanıdık  his çörekleniyor beynime.
Nasıl anlatsam bilemiyorum hani birini kırmışsınızda, hatanızı sonradan anlamışsınız ama özür dilemeyi istediğiniz halde bir türlü özür dilemeyi becerememenin verdiği huzursuzluk gibi
ya da
Sevdiğiniz birinin yakında ölecek olmasını bildiğiniz halde, onu ziyaret etmeyi erteleyip  aniden  ölüm haberini aldığınızdaki pişmanlığınız gibi,
veya
kendi isteklerinizi, arzularınızı bilip, bastırmaya çalıştığınızdaki suçluluğunuz gibi,
kısacası
elinizden bir şey geldiğini bildiğiniz halde,  o şey için, bir şey yapmadığınızda hissettiğiniz  kargaşa  gibi.
Yaşam enerjinizi tüketen, daha çok acının,suçluluğun ve içsel huzursuzluğun baskın olduğu  bir durum bu. Söyledklerim inanın hissettiklerimin yüzde elllisi.
Güne bu hislerle uyanmaya başladım artık, Biliyorum ki, kendi kendimle bağlantım zayıfladı.ÖZ’ ümden uzaklaştım.

-sen  çarenin ne olduğunu biliyorsun Serenad.

Adım atmak.
adım atmanın ne kadar değerli bir şey olduğunu biliyorsun.
Bazen duruyorsun, bazen geç atıyorsun ama o adımı hep atıyorsun, hayatın boyunca da  hep attın, şimdi de öyle yap .

HADİ  HADİ  HADİ !!!

Hemen bilgisayarımı açarak, evime yakın bir  yüzme havuzu araştırıyorum. Şu sıralar, geçen ay Ankara konserimden bana yadigar kalan,dizimdeki stress kırığımla da başa çıkmaya çalışıyorum.

Kendime gerçekten çok şaşırıyorum bazen, niye laf söz   geçiremiyorum kendime, neden dizginleyemiyorum bazı şeyleri mantığım uçup gidiveriyor, bulabilene aşk olsun.! Şimdi bile dizim  elverse, aynı gün içerisinde, hem vücut ağırlığımla, hem ağırlıklarla hem de aletlerle çalışırım  zararlı olduğunu bile bile hemde.
Ama içimde laf söz dinletemediğim, asi bir kız çocuğu var ve ben onu kırmaktan çok korkuyorum, kırdığım zaman da  aklım onda kalıyor. Bu sefer elim mahkum istemesemde onu kıracağım , çünkü  dizim gerçekten çok ağrıyor
Bedenimi dinlemeliyim diyorum ama asıl ELENA ‘yı dinlemeliydim. Konser öncesi form tutabilmek için, hem bale eğitmeni hem de vücut geliştirme sporuyla ilgilenen arkadaşım ELENA’ya koşarım hemen. Benim bedenimin ihtiyaçlarını ve dayanıklılığımı arttırabilmemin en iyi yöntemlerini  o sunar bana, tek şikayeti , sürekliliği sağlayamamam ve konserler öncesinde, can simidi gibi ona sarılmamdır. Yinede elinden geleni yapar sağ olsun. “O “her zamanki gibi uyarılarını yapmış, hergün ağırlıkları arttırarak bacak egzersizi yapılamayacağını, kendime zarar verebileceğimi ifade etmişti ama ben ne yaptım dersiniz, her zamanki gibi aşırıya kaçarak hatta bazen de gizli gizli egzersizleri yapıp  dizimi bu hale getirdim.

Ahh,bu ben varya ben, akıllanmayan ben …

Spor konusunda, kendimi bir türlü ehlileştiremiyorum  çocukluğumdan beri. Antreman yapmayı çok seviyorum, belkide bu yüzden konserler öncesi ,saatlerce  prova yapmaktan kendimi alıkoyamamam. Düşünüyorum da kendime  nasıl uygun bir meslek seçmişim, iğneyle kuyu kazsam ancak bu kadar zevk alırıdım.; Aylarca ,haftalarca ,saatlerce konsantre bir şekilde aynı şey üzerinde çalışmak, yıllar once yazılmış eserleri bugüne, bu zamana taşımak, taşırken bestecisinin gözünden bakabilmek  ve algılayabilmek bazende ,çıraklıktan ustalığa geçme yollarını aramak.

Fakat bilgilendikçe, çıraklığın harika bir kamçılayıcı olduğunu anlıyorum  Ustalık, benim kendi kendime ulaşabileceğim” hah şimdi usta oldum” diyebileceğim bir şey değilmiş

Ustayı, usta yapan şey hiç  bir zaman usta olamayacağının farkında olmasıymış.
Siz başkalarının gözünde usta olmuşsunuzdur belki, bununla birlikte kendi içinizde oraya hiç bir zaman ulaşamayacağınızı bilirsiniz, çünkü hep daha fazlası vardır. Bu hal ve tavırı, çevremde tanıdığım  hatta birlikte çalıştığım , benim için ustalık mertebesinde olan kişilerde de  gördükçe ,yanılmadığımı anlıyorum.
Ustaların o kendini bilmeme, bilememe ve mutevazı halleri, onlara ayrı bir gizem ve çekicilik katıyor.
Yetenekleriyle asla övünmüyorlar ve yetilerinin  kendileri için sıradan olduğunun bilincindeler .
Bir ustanın en önemli değeri bence; kibirden  ve kibrinden sıyrılmış olması .
Hem kibire, hem  de yeteneğe sahipseniz yandınız. İçinizde, ne zaman patlayacağı bilinmeyen bir saatli  bomba taşıyorsunuz demektir. Aman dikkat edin, o bombanın ,ne zaman  ve kime patlayacağı sizin iradenize bağlı olabilir ve devamlı tetikte olmak  hem çok yorucu hem de sağlığınız için çok tehlikeli bir durum olabilir.
Neyse evime yakın bir havuz bulabildim sonunda , yani ilk adımımı attım, şimdi ikinci adım da sıra,
“sürekliliği sağlamak”
yani sabah sıcacık yatağınızdan
“ aman boş ver bugün de gitmeyiver “
diyen ,baştan çıkarıcı sese kulak vermemek ve hedefinize kilitlenerek rutine bağlamak .Çoğumuz bu evrede duvara toslamıyor muyuz zaten ,en azından ben. Bu durumla çok savaştığımı hatırlıyorum hatta benim durumum biraz daha tehlikeli bir boyuta varıyor sonunda.
Nasıl? mı.
Ben ,ya hep ya hiç cilerdenim. Bir şeyi ya yapıyorum ya da hiç yapmıyorum veya  yarıda bırakıyorum.
Rutini oluşturana kadar büyük bir çaba harcıyorum, rutin oluştuktan sonra,bu durum  alışkanlığa ,oradan da bağımlılığa evriliveriyor Sonrası; kendi  sınırlarımı keşfetmek, onları  genişletme arzusu, gerekirse  zorlamak , kendimi aşmak hatta ,sınırlarımı bilememenın verdiği doz aşımı ile kendime zarar vermek gibi bir döngüye de girebiliyor çoğu zaman.
Bununla alakalı ve beni şimdilerde bile çok güldüren bir anım canlandı hafızamda.
Yıllar once sokak dövüş sporlarına merak salmıştım, o kadar sert olduğunu bilmeden başlamıştım bu spora  ama yapılan antremanın  zorluk  derecesi  çok  hoşuma gittiği için devam etmiştim. Aynı zamanda yoga dersleri alıyor, bu da yetmezmiş  gibi yüzmeye de gidiyordum.
Bununla yetineceğimi zannediyorsanız yanılıyorsunuz, çünkü bu sırada  Devlet çoksesli korosu sanatçısı olarak, turneden turneye ,konserden konsere koşturuyorum ve çok severek şarkı söylediğim Anadolu Selen Oda korosu ve Orfeon Oda korolarının da birer üyesiyim. Bu korolarında provaları ve konserleri oluyor doğal olarak. Şimdi  bile  düşününce çıldıracak gibi oluyorum. Nasıl yetişmişim onca şeye nasıl zamanı ziplemişim anlayamıyorum. ”Tutku herşeydir” diyorum başkada  bir şey demiyorum.
İşte o çıldırdığım günlerden biriydi zannedersem, işten çıktıktan sonra arkadaşlarımla yoga dersimize gittik ,harika bir ders yaptıktan sonra, arkadaşlarım ve  hocam Atilla Güllüye  yüzmeye gideceğimi söyledim ,arkadaşlarım beni çok iyi tanıdıkları için

“ İşin b...unu çıkartma serenad otur oturduğun yerde”  deseler de , hocam da” çok tavsiye etmiyorum Serenadcım” dese de , her zamanki gibi onları  dinlemedim ve 45 dakikalık yüzme antremanımı  büyük bir iştahla gerçekleştirdim. Antremanımı tamamladıktan sonra havuzdan çıktım, eşyalarıma doğru yürürken biri, dizlerimin arkasından eklem yerlerime gelecek şekilde öyle bir vurduki, dizlerimin üstüne kapaklanmamak için  kendimi zor  tuttum ve büyük bir hışımla arkama döndüm , kim yaptı bunu bana diye ama arkamda kimsecikler yoktu.
Hani “dizlerimin bağı çözüldü “derler ya,o cümlenin ne anlama geldiğini işte o zaman anladım.Terliklerimi hedefledim ve onlara doğru yürürken, bir kaç kez daha arkamdan dizlerime tekrar tekrar vurdular, şaka bir yana terliklerimin yanına geldiğimde,

“ hay aksi, parmak arası terlik getirmekte neyin nesi şimdi, nasıl giyececeksin onları ayağına serenad ” dediğimi hatırlıyorum.

Zangır zangır titreyen bacaklarımın eşliğinde , titreyen ayak parmaklarımı ,ıskalaya ıskalaya da olsa , terliklerime geçirmeyi başarabilmiştim ama kaç dakikada onu bilemiyorum.
Akşam geç saatte başlayacak olan sokak dövüş antremanıma gitmediğim, daha doğrusu gidemediğim için kendimi çok suçlu ve kötü hissettiğimi anımsıyorum. Acaba gidebilseydim ne olurdu,diye düşünmekten de kendimi alıkoyamıyorum.
Eh hayattan derslerimizi alarak ilerliyoruz,umut ediyorum ki bu konuda biraz yol alabilmişimdir.
Bakalım zaman gösterecek.



Güneş daha bir başka batıyor sanki istanbulda, dışarıdaki hayatımın hızına ve karmaşasına inat, evimin penceresinden daha dingin ve yavaş kaybolup gidiyor, koca şehrin silüetinin arkasında.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder