10 MART
2020 pazartesi İSTANBUL
Bugün daha sakin bir gün ve önceliğimin kendimde
olmasını istiyorum. Şu soruyu sorarken yakalıyorum kendimi ”Ne zamandır ruhumun isteklerini duymazdan geliyor ve onu
umursamıyorum”
Çok fazla düşündüğümü fark ediyorum, bu kadar düşündüğüme
göre, epey zaman olmuş bes belli.
Sırt ağrım yetmezmiş gibi, bir de üstüne şu rahatsız edici,
kaynağının nereden geldiğini bilemediğim ama bana verdiği acının derecesini çok
iyi bildiğim, tanıdık his çörekleniyor
beynime.
Nasıl anlatsam bilemiyorum hani birini kırmışsınızda,
hatanızı sonradan anlamışsınız ama özür dilemeyi istediğiniz halde bir türlü özür
dilemeyi becerememenin verdiği huzursuzluk gibi
ya da
Sevdiğiniz birinin yakında ölecek olmasını bildiğiniz
halde, onu ziyaret etmeyi erteleyip
aniden ölüm haberini
aldığınızdaki pişmanlığınız gibi,
veya
kendi isteklerinizi, arzularınızı bilip, bastırmaya
çalıştığınızdaki suçluluğunuz gibi,
kısacası
elinizden bir şey geldiğini bildiğiniz halde, o şey için, bir şey yapmadığınızda
hissettiğiniz kargaşa gibi.
Yaşam enerjinizi tüketen, daha çok acının,suçluluğun
ve içsel huzursuzluğun baskın olduğu bir
durum bu. Söyledklerim inanın hissettiklerimin yüzde elllisi.
Güne bu hislerle uyanmaya başladım artık, Biliyorum ki,
kendi kendimle bağlantım zayıfladı.ÖZ’ ümden uzaklaştım.
-sen çarenin ne
olduğunu biliyorsun Serenad.
Adım atmak.
adım atmanın ne kadar değerli bir şey olduğunu biliyorsun.
Bazen duruyorsun, bazen geç atıyorsun ama o adımı hep
atıyorsun, hayatın boyunca da hep attın,
şimdi de öyle yap .
HADİ HADİ HADİ !!!
Hemen bilgisayarımı açarak, evime yakın bir yüzme havuzu araştırıyorum. Şu sıralar, geçen
ay Ankara konserimden bana yadigar kalan,dizimdeki stress kırığımla da başa
çıkmaya çalışıyorum.
Kendime gerçekten çok şaşırıyorum bazen, niye laf söz geçiremiyorum kendime, neden dizginleyemiyorum
bazı şeyleri mantığım uçup gidiveriyor, bulabilene aşk olsun.! Şimdi bile
dizim elverse, aynı gün içerisinde,
hem vücut ağırlığımla, hem ağırlıklarla hem de aletlerle çalışırım zararlı olduğunu bile bile hemde.
Ama içimde laf söz dinletemediğim, asi bir kız çocuğu var
ve ben onu kırmaktan çok korkuyorum, kırdığım
zaman da aklım onda kalıyor. Bu sefer
elim mahkum istemesemde onu kıracağım , çünkü dizim gerçekten çok ağrıyor
Bedenimi dinlemeliyim diyorum ama asıl ELENA ‘yı
dinlemeliydim. Konser öncesi form tutabilmek için, hem bale eğitmeni hem de
vücut geliştirme sporuyla ilgilenen arkadaşım ELENA’ya koşarım hemen. Benim
bedenimin ihtiyaçlarını ve
dayanıklılığımı arttırabilmemin en iyi yöntemlerini o sunar bana, tek şikayeti , sürekliliği
sağlayamamam ve konserler öncesinde, can simidi gibi ona sarılmamdır. Yinede
elinden geleni yapar sağ olsun. “O “her zamanki gibi uyarılarını yapmış, hergün
ağırlıkları arttırarak bacak egzersizi yapılamayacağını, kendime zarar
verebileceğimi ifade etmişti ama ben ne yaptım dersiniz, her zamanki gibi
aşırıya kaçarak hatta bazen de gizli gizli egzersizleri yapıp dizimi bu hale getirdim.
Ahh,bu ben varya ben, akıllanmayan ben …
Spor konusunda, kendimi bir türlü ehlileştiremiyorum çocukluğumdan beri. Antreman yapmayı çok
seviyorum, belkide bu yüzden konserler öncesi ,saatlerce prova yapmaktan kendimi alıkoyamamam.
Düşünüyorum da kendime nasıl uygun bir
meslek seçmişim, iğneyle kuyu kazsam ancak bu kadar zevk alırıdım.; Aylarca
,haftalarca ,saatlerce konsantre bir şekilde aynı şey üzerinde çalışmak, yıllar
once yazılmış eserleri bugüne, bu zamana taşımak, taşırken bestecisinin
gözünden bakabilmek ve algılayabilmek
bazende ,çıraklıktan ustalığa geçme yollarını aramak.
Fakat bilgilendikçe, çıraklığın harika bir kamçılayıcı
olduğunu anlıyorum Ustalık, benim kendi
kendime ulaşabileceğim” hah şimdi usta oldum” diyebileceğim bir şey değilmiş
Ustayı, usta yapan şey hiç bir zaman usta olamayacağının farkında
olmasıymış.
Siz başkalarının gözünde usta olmuşsunuzdur belki,
bununla birlikte kendi içinizde oraya hiç bir zaman ulaşamayacağınızı
bilirsiniz, çünkü hep daha fazlası vardır. Bu hal ve tavırı, çevremde
tanıdığım hatta birlikte çalıştığım ,
benim için ustalık mertebesinde olan kişilerde de gördükçe ,yanılmadığımı anlıyorum.
Ustaların o kendini bilmeme, bilememe ve mutevazı
halleri, onlara ayrı bir gizem ve çekicilik katıyor.
Yetenekleriyle asla övünmüyorlar ve yetilerinin kendileri için sıradan olduğunun
bilincindeler .
Bir ustanın en önemli değeri bence; kibirden ve kibrinden sıyrılmış olması .
Hem kibire, hem
de yeteneğe sahipseniz yandınız. İçinizde, ne zaman patlayacağı
bilinmeyen bir saatli bomba taşıyorsunuz
demektir. Aman dikkat edin, o bombanın ,ne zaman ve kime patlayacağı sizin iradenize bağlı
olabilir ve devamlı tetikte olmak hem çok
yorucu hem de sağlığınız için çok tehlikeli bir durum olabilir.
Neyse evime yakın bir havuz bulabildim sonunda , yani
ilk adımımı attım, şimdi ikinci adım da sıra,
“sürekliliği sağlamak”
yani sabah sıcacık yatağınızdan
“ aman boş ver bugün de gitmeyiver “
diyen ,baştan çıkarıcı sese kulak vermemek ve
hedefinize kilitlenerek rutine bağlamak .Çoğumuz bu evrede duvara toslamıyor
muyuz zaten ,en azından ben. Bu durumla çok savaştığımı hatırlıyorum hatta
benim durumum biraz daha tehlikeli bir boyuta varıyor sonunda.
Nasıl? mı.
Ben ,ya hep ya hiç cilerdenim. Bir şeyi ya yapıyorum ya
da hiç yapmıyorum veya yarıda
bırakıyorum.
Rutini oluşturana kadar büyük bir çaba harcıyorum, rutin
oluştuktan sonra,bu durum alışkanlığa ,oradan
da bağımlılığa evriliveriyor Sonrası; kendi
sınırlarımı keşfetmek, onları genişletme arzusu, gerekirse zorlamak , kendimi aşmak hatta ,sınırlarımı
bilememenın verdiği doz aşımı ile kendime zarar vermek gibi bir döngüye de
girebiliyor çoğu zaman.
Bununla alakalı ve beni şimdilerde bile çok güldüren
bir anım canlandı hafızamda.
Yıllar once sokak dövüş sporlarına merak salmıştım, o
kadar sert olduğunu bilmeden başlamıştım bu spora ama yapılan antremanın zorluk
derecesi çok hoşuma gittiği için devam etmiştim. Aynı
zamanda yoga dersleri alıyor, bu da yetmezmiş gibi yüzmeye de gidiyordum.
Bununla yetineceğimi zannediyorsanız yanılıyorsunuz,
çünkü bu sırada Devlet çoksesli korosu
sanatçısı olarak, turneden turneye ,konserden konsere koşturuyorum ve çok severek
şarkı söylediğim Anadolu Selen Oda korosu ve Orfeon Oda korolarının da birer
üyesiyim. Bu korolarında provaları ve konserleri oluyor doğal olarak. Şimdi bile
düşününce çıldıracak gibi oluyorum. Nasıl yetişmişim onca şeye nasıl
zamanı ziplemişim anlayamıyorum. ”Tutku herşeydir” diyorum başkada bir şey demiyorum.
İşte o çıldırdığım günlerden biriydi zannedersem, işten
çıktıktan sonra arkadaşlarımla yoga dersimize gittik ,harika bir ders yaptıktan
sonra, arkadaşlarım ve hocam Atilla
Güllüye yüzmeye gideceğimi söyledim ,arkadaşlarım
beni çok iyi tanıdıkları için
“ İşin b...unu çıkartma serenad otur oturduğun
yerde” deseler de , hocam da” çok
tavsiye etmiyorum Serenadcım” dese de , her zamanki gibi onları dinlemedim ve 45 dakikalık yüzme antremanımı büyük bir iştahla gerçekleştirdim. Antremanımı
tamamladıktan sonra havuzdan çıktım, eşyalarıma doğru yürürken biri, dizlerimin
arkasından eklem yerlerime gelecek şekilde öyle bir vurduki, dizlerimin üstüne
kapaklanmamak için kendimi zor tuttum ve büyük bir hışımla arkama döndüm ,
kim yaptı bunu bana diye ama arkamda kimsecikler yoktu.
Hani “dizlerimin bağı çözüldü “derler ya,o cümlenin ne
anlama geldiğini işte o zaman anladım.Terliklerimi hedefledim ve onlara doğru
yürürken, bir kaç kez daha arkamdan dizlerime tekrar tekrar vurdular, şaka bir yana terliklerimin
yanına geldiğimde,
“ hay aksi, parmak arası terlik getirmekte neyin nesi şimdi,
nasıl giyececeksin onları ayağına serenad ” dediğimi hatırlıyorum.
Zangır zangır titreyen bacaklarımın eşliğinde ,
titreyen ayak parmaklarımı ,ıskalaya ıskalaya da olsa , terliklerime geçirmeyi
başarabilmiştim ama kaç dakikada onu bilemiyorum.
Akşam geç saatte başlayacak olan sokak dövüş
antremanıma gitmediğim, daha doğrusu gidemediğim için kendimi çok suçlu ve kötü hissettiğimi anımsıyorum. Acaba gidebilseydim ne olurdu,diye düşünmekten de kendimi alıkoyamıyorum.
Eh hayattan derslerimizi alarak ilerliyoruz,umut
ediyorum ki bu konuda biraz yol alabilmişimdir.
Bakalım zaman gösterecek.
Güneş daha bir başka batıyor sanki istanbulda, dışarıdaki
hayatımın hızına ve karmaşasına inat, evimin penceresinden daha dingin ve yavaş
kaybolup gidiyor, koca şehrin silüetinin arkasında.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder